Avrupa’nın cadıları

Hep söylenen şeydir, Ortaçağ’da Batı, kadına “cadı” takısını eklediği, toplu yakma törenleri düzenlediği bir dönemi yaşadı. Kadını en aşağılık yaratık olarak görebilip, bulduğu yerde katlini vacip saydı. “Büyücü avları” adı altında dönemin en büyük katliamları yaşandı. Erkek cinsinin yapabildiklerini yapması, erkeksiz yaşayabilmesi o dönem kadınını cadılaştırmaya yetti. Bugün bir çeşit övgü  olarak üretilen “cadı kız” tamlaması, bu dönemin ayağı yere basan dişiye verdiği sıfata atıftır belki de!

Yeniçağ da Batı’da, kadın adına hayat koşullarını çok fazla değiştirmedi. Cadılıkla aşağılanan kadına 16. yüzyılla birlikte, ev alanı uygun bulundu. Özellikle burjuva sistemiyle kadın eve aitti ve bu alanda hizmetle görevliydi. Evet yakılıp, satılmıyordu belki ama henüz bir kıymeti de yoktu. Kapitalizmin hayat standartlarına getirdiği dönüşümle kentleşme hızının artması, evde oturması beklenen kadını, geçim için zorunlu olarak iş sahasına itti. Şehir hayatının vahşi koşullarında daima erkeğin karşısında “yarım” insan muamelesi gördü, “yarım” ücret aldı, hukuki alanda da hep “yarım”dı. “Yarım akıllı” deyimi de belki o günlerden kalmadır kim bilir!..

Gel zaman git zaman kadın görünür olmaya, fark edilmeye, kanıksanmaya başlandıysa da bu durum problemlerin çözümlenmesinde pek fayda sağlamadı. Bu defa eşitlik, özgürlük, söz hakkı istekleri karşılıksız kaldı ve kadınlarla erkekler arasında yaradılışta var olan farklılıklar, büyük bir uçurumla birbirine her alanda muhtaç olan iki cinsin arasını iyiden iyiye açtı. Feminist hareketler de bu durumun üstüne tuz biber ekti. Tüm bu yaşanmışlıkların ardında sinsi sinsi sırıtan kilise, yetersizliğiyle o gün de bugün gibi kadını koruyamayacağını ispat etti.

New York temelli 8 Mart

Avrupa’da hal böyleyken yüce Amerika negrolarıyla kirlenmiş kanlı ellerini temizlemeye çalıştığı dönemde kadınla tanıştı. Köleliğe son verilmesi yönünde atılan adımları fırsat bilip harekete geçen bu yeni fark edilmiş cins, New York merkezli kadın hareketlerini de başlatmış oldu. 8 Mart’ta yaşanan fabrika yangını sonrası polisin kurduğu barikatlar sebebiyle kaçamayan çoğu kadın 129 kişinin hayatını kaybetmesiyle başlayan süreç, tarih boyunca erkek egemen zihniyetle mücadelenin temsili haline geldi. Şiddet ve korku odaklı bir ilişki portresinin çizildiği 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, iki cins arasında kutuplaşmayı çağrıştıran cümleleri mübah ve hatta gerekli gördü.

Göbeğini kaşıyan adamın Doğu’sunda kadın

Batı kadını ayağının altına aldı da Doğu çok mu baş tacı etti? Bunun cevabı da tarihin karanlık sayfalarında -çok konuşulmamak üzere- yatıyor. İslam’ın yayılmasına kadar olan dönemdeki cahiliye mantığının, İslam sonrasında, kadına verilen haklar dairesinde ne ölçüde değişim gösterdiği iddiası da genel anlamda büyük bir balon aslında. Veda hutbesinde aziz Peygamberin vasiyetini kaç Müslüman erkek vazife bildi, etrafınıza şöyle bir bakarak cevap verebilirsiniz.

Maalesef  Doğu uygarlıklarının uzağı, yakını tamamında kadın cinsel bir obje olmaktan öteye geçememiş, yatak odasıyla, mutfak arasında mekik dokuyan, eve hapsedilmiş makine benzetmesini yalancı çıkarmayacak bir yükle ezilmiştir. Sosyal hayatta da yer bulamamış, bulduğu alanda gösterdiği etkinlik daima sivrilik olarak eleştirilmiştir. Din bağlamında erkeğin beklentileri ve ihtiyaçlarının itinayla kadının hak ve konumunun önünde, üzerinde tutulma istikrarı da erkeğin o gün bugün göz yaşartıcı bir başarısıdır. Tarihten bu yana İslam’ın kadına verdiği hakları şişine şişine anlatan adamların bir çoğu, evlerine döndüklerinde şömineye atılmayı bekleyen birer parça yakıt misali, köşelerine çekilip göbeklerini kaşıdılar. “Göbeğini kaşıyan adam” tamlaması da bu adamları işareten türemiş ise hiç şaşırmam.

“Dindar nesil” fobisi ve 8 Mart

Dolayısıyla, bugünün dinî kaygıları azalmış Batı’sı cinsel sapkınlığın, kadın istismarının zirveleştiği bir resim çizerken, Doğu ve elbette Türkiye bu konuda çoktan sınıfta kalmasına sebep olacak düşük notu almaktan kurtulamadı. Son dönemlerde kurulan “dindar nesil” yetiştirme vurgusu ilk günden büyük tepkiler aldı. Kadına uygulanan şiddet, hak yeme, eşitsizlik ve benzeri problemler karşısında devlet politikaları adı altında uygulanmaya çalışılan yaptırımların fonksiyon kazanması anlamına gelen “dindar nesil” hedefine ilk saldıranlar da, bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutlayanlar oldu. Şiddete hayır diyen, hakkettiği değere kavuşmayı bekleyen kadınlar oldu. Önyargı ne feci bir yaklaşımı doğurdu pek de kimse fark edemedi.

Bu dünyanın kadın erkek hepimiz için yaşanabilir bir yer haline gelmesi, ahlaken en güzel şekilde yetişmiş insan anlamına gelen “dindar nesil” kavramı, fobi olmaktan çıkıp, topyekun hedefimiz olmadıkça, şiddet görmüş, tacize uğramış, hakkı gasp edilmiş, emeği zayi olmuş kadın figürüyle karşılaşmaktan kurtulamayız.  Kadının kadına, erkeğin erkeğe uyguladığı her tür şiddetin, hak yemenin de yegane çözümünün, özenle yetiştirilmiş insanlardan oluşan toplum olduğu inkar edilemez. Tıpkı Kadın Hakkı olamayacağı, tüm Hakkı’ların erkek olduğu gerçeğinin inkar edilemeyeceği gibi.

Pin It